2023’te Yüzde 40 İhracat Hedefliyor

GTC Yönetim Kurulu Başkanı Çiğdem Besen, Enerji Panorama Dergisine verdiği röportajda orta vadede dünya çapında faaliyet gösteren bir teknoloji şirketi olacaklarını vurguladı. Besen verdiği röportajda hem GTC’yi hem de Türkiye’deki güneş enerjisi yatırımları hakkındaki soruları yanıtladı.

Çiğdem Hanım, ilginç bir kariyer öykünüz var. Öncelikle sizi tanımak isteriz. Güneş enerjisi sektörüne giriş öykünüzü, neden bu sektörü seçtiğinizi anlatabilir misiniz?

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) Nükleer Mühendislik ve Siyasal Bilimler alanlarında çift anadal yaparak lisans eğitimi aldım. Ardından MIT’de Plazma Fiziği alanında yüksek lisans eğitimini tamamladım. Sonra Cambridge Üniversitesi’nde Kalkınan Ülke Ekonomileri yüksek lisansı alarak ekonomi doktora programında 2 yıl katıldım ancak tezimi tamamlayamadan bazı nedenlerle yurda dönmek ve konfeksiyon alanında çalışmak zorunda kaldım. 1993 yılında başlayarak 2017 yılına kadar kesintisiz bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nde yerleşik olan Kmart ve Walmart mağaza zincirlerine ihracat yaptık. Türkiye’nin batısındaki fiyat artışları nedeniyle ihracatımızı 1997 yılından itibaren Adıyaman merkezli olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden yönetmeye başladık. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarında sahip olduğu potansiyeli kullanmaya yönelik adımlar atmasıyla birlikte kendi uzmanlık alanım olan fizikle ilgili güneş teknolojileri alanına yatırım imkanını doğdu. Böylece 2013 yılında Adıyaman’da güneş teknolojileri için bir fabrika açtık.

Bir kadın olarak enerji sektöründe herhangi bir engel ya da zorlukla karşılaştınız mı?

Öncelikle sevdiğim bir işi yapma fırsatına sahip olduğum için mutluyum. Ancak her açıdan büyük bir savaş verdim. Kadınların Türkiye’de üst pozisyonlara gelebilmesi için aynı yetkinlikte bir erkekten en az 10 kat daha fazla çalışması daha fazla emek ve zaman harcaması, savaşması gerekiyor. Kadın yöneticilerin, karar vericilerin ve çalışanların sayısının ve görünürlüğünün arttırılması hem enerji sektörü özelinde hem de genel anlamda Türkiye için çok önemli olduğu kanaatindeyim. Algı değişikliği gerekiyor ve bu çok zaman ve emek alıyor.

GTC’nin üretim kapasitesi, ürünlerinizin rakiplerinden farkları nelerdir?

GTC’yi bir teknoloji şirketi olarak güneş endüstrisi alanında konumlandırıyoruz. Şu an toplam 96 kişiyi istihdam ediyoruz. Bunun 54’ünü Ar-Ge mühendislerimiz oluşturuyor. Niğde’de yatırımını yaptığımız hücre fabrikamız yakın zamanda faaliyetlerine başlayacak. Tesisin yıllık üretim kapasitesi 100 MW olacak ve 95 kişiyi istihdam edeceğiz. 30 kişi şu anki Ar-Ge ekibimizden katılacak ve 65 yeni mühendisi işe alacağız. Güneş paneli endüstrisinde faaliyet göstermeye başladıktan sonraki ilk üç yıl, 2013-2016 yılları arasında, sadece Ar-Ge çalışmalarına odaklandık ve üreteceğimiz panelleri kendimiz tasarladık. Bu ürünlerin testlerini yaptırarak sertifikalandırdık. Şu an için yerlilik oranımız Türkiye’de üretilen yardımcı malzemelerle en fazla yüzde 25 olabiliyor. Sektörde anahtar teslim üretim hattı satın almayıp kendi teknolojimizle üretim yapıyoruz. Başlangıçta, 25 yeni mezun genç mühendis ekibimiz ve az kapasiteli flexible üretim geliştirme makineleri ile uzun Ar-Ge çalışmaları sonucu geliştirdiğimiz kendi tasarımımız olan daha uzun ömürlü, yüksek güvenlikli, düşük sıcaklık katsayılı, yüksek kaliteli, çift yüzlü güneş hücreleriyle, çift taraflı cam/cam güneş panellerinin üretimini yapıyoruz.

Niğde’de faaliyete geçecek fabrikanızın şirketinize katkısı ne olacak?

Çok önemli katkı sağlayacak öncelikle Niğde’deki güneş hücresi fabrikamızda üreteceğimiz hücrelerle güneş paneli yerlilik oranımızı yüzde 75’e çıkarabileceğiz. İlk günden itibaren, inatla kendi tasarımımız olan ürünleri satmaya gayret ediyoruz. 2017 yılından beri panel satışı yapıyoruz ve yılda 135 MW üretim kapasitemiz var. Bütçemizin çok büyük kısmını Ar-Ge ve yeni teknoloji yatırımlarına harcıyoruz. GTC gibi tasarım ve teknolojisi kendilerine ait olan ve Ar-Ge harcamaları yoğun olan yerli ve milli firmalara destek verilmeli. Maalesef bugüne kadar aldığımız destekler son derece sınırlı oldu. Şu ana kadar sadece Ar-Ge’ye 2.3 milyon dolarlık yatırım yaptık. Toplam güneşe yatırımımız 2016 öncesi 5 milyon dolar olarak kayıtlara geçti. 2016 sonrası ise 11 milyon dolar yatırım gerçekleştirdik.

Türkiye’nin güneş enerjisi potansiyeli hakkında ne düşünüyorsunuz, bu potansiyel gerektiği gibi kullanılıyor mu? Kullanılması için neler yapılması gerekiyor?

Hem fosil kaynakların kısıtlılığı hem de üretimde meydana getirilen çevre kirliliği ile enerji üretiminde hem yenilenebilir ve sınırsız hem de çevreyle uyumlu kaynakların araştırılması ve geliştirilmesi gerektiriyor. Güneş enerjisi, güneşi bol bu ülkede öne çıkıyor ve teknolojik zamanlama olarak da şu anda sıçrama yapabileceğimiz yeni bir teknoloji. Bu konuda hem teknolojiyi üretmeli hem de sanayi kurmalıyız ve ihracat üssü olmalıyız. İhracat üssü olabilmek için de çok verimli teknolojisini de tasarımını da cihazlarını da uygulamasını da bizim yaptığımız örnek santraller kurmalıyız. Bu alanda daha yolun başında olduğumuzu düşünüyorum. Şöyle bir kıyaslama yapmak gerekirse; Almanya’nın Türkiye’ye oranla güneşlenme oranı, güneş ışığının düşme verimliliği daha az. Ama bu ülkenin güneş enerjisi kurulu güç rakamı 40 bin megavatın üzerinde yer alıyor. Türkiye de ise güneş kurulu güç kapasitesinde 6 bin 500 MW’a sahip. Ancak bu santrallerin yüzde 1’inin sadece teknolojisi bizlere ait. Almanya’yı ve Çin’i yakalayabilmek için en az 25 kat daha yatırım yapılması gerekiyor. Bütün bu veriler ülkemizin sahip olduğu potansiyeli ortaya koyuyor. Bu noktada GTC gibi şirketlerin desteklenmesi, sektördeki Ar-Ge yatırımlarının teşvik
edilmesi sektör açısından önemli bir konu olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum.

Şirket olarak hedeflerinizi anlatabilir misiniz? Orta ve uzun vadede şirketinizi nerede görüyorsunuz?

Bu yıl pandeminin de etkisiyle zor bir süreçten geçiyoruz. Zorunlu iş tatilleri ve alıcıların projelerini ertelemeleri nedenleriyle zor bir dönem oldu. Buna rağmen çatı yönetmeliğinin ve hibrit santral izinlerinin etkilerini yoğun olarak görmeye başladık son 60 günde 3 yıldır almadığımız kadar teklif istemi aldık bu nedenle geleceğin herhangi olumsuz yasal bir mevzuat olmadığı takdirde parlak olacağını söyleyebiliriz. Niğde’de kurduğumuz güneş hücresi fabrikamızı bu ay içinde faaliyete açmaya hazırlanıyoruz. Tesisin yıllık üretim kapasitesi ilk etapta 100 MW olacak. Şu an için yerlilik oranımız Türkiye’de üretilen yardımcı malzemelerle en fazla yüzde 25 olabiliyor. Ancak yıl bitmeden Niğde’de açacağımız güneş hücresi fabrikamızda üreteceğimiz hücrelerle güneş paneli yerlilik oranımızı yüzde 75’e çıkarabileceğiz. Şu ana kadar Ar-Ge’ye 2.3 milyon dolarlık yatırım yaptık. Uzun vadede ise güneş endüstrisi alanında güçlü bir teknoloji markası olmayı hedefliyoruz. Hem yerli yani Türkiye‘de üretilen hem de milli yani teknolojisi Türkiye’de geliştirilen bir üretim modelimiz var. 2023 yılından itibaren üretimimizin yüzde 40’ını ihraç etmeyi hedefliyoruz. İhracat pazarına ABD’den başlamayı planlıyoruz. 5 yıl sonra Türkiye, ABD ve Avrupa da bilinen saygı değer bir güneş markası olmak ve ciromuzu 60 milyon dolara çıkarmayı hedefliyoruz.

Türkiye’de yenilenebilir enerjinin gelişimi için neler yapılması gerekiyor? Hem kamu hem de yatırımcılara düşen görevler nelerdir?

Türkiye, dışa bağımlı enerji portföyü ve döviz sıkıntıları nedeniyle güneşi ihmal edebilecek bir konumda değil. Aksine güneş, Türkiye için büyük bir şans ve iyi stratejiler oluşturulduğunda çok önemli bir ihracat kalemi olabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için güneş teknolojilerinin Türkiye’de üretiliyor düzeyine gelinmesi gerekiyor. Yerli teknolojileri destekleyen, yerli teknolojili güneş santrallerinin kurulmasını destekleyen strateji ve politikaların ivedi olarak yaşama geçirilmesi gerekiyor. Yoksa hızla gelişen küresel pazarda yer edinemeyiz. Ülkemiz özellikle son 15-20 yıldaki büyüme performansıyla gelişmekte olan ekonomiler arasında pozitif yönde ayrışanlar arasında yer alıyor. Büyümeye katkı sunan en önemli unsur ise enerji olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla enerji üretimi için yapılan yatırımların sürdürebilir ve maliyetlerinin de katlanabilir olması geleceğimiz büyük önem taşıyor. Enerji ihtiyacımızın yerli ve yenilebilir kaynaklardan, ithal ürünleri ikame edecek şekilde karşılanmasına karar verildiği zaman ise her yıl yapılacak 1 gigawattlık YEKA ihalesinin yeterli olmayacağı kanaatindeyim. Bu şekilde en az her yıl 2-3 adet YEKA ihalesi veya lisanslı ihale yapılması ve bunların ileri teknolojileri Türkiye de geliştirebilmek için hedef teknolojiler baz alınarak yapılması gerekiyor. Yapılacak ihalelerde Çin in yaptığı gibi milli teknolojilere öncelik verilip, Türk girişimcileri desteklenirse ülkemizin elde edeceği kazanımlar daha da artacaktır. İthalatçı değil, ihracatçı pozisyona geçebiliriz. Bürokraside görev yapan ve ihale kriterlerini belirleyen yöneticilerin bu gerçekleri dikkate alarak hareket etmesi ve veri kaynaklarımızın israf edilmeden teşviklerin gerçekten milli teknolojiye kaydırılması, Çinlilerle ortak girişimlerden ziyade gerçekten Türkiye de geliştirilen teknolojilerin desteklenmesinin ülkemizin kazanımlarını arttıracağına inanıyorum.

Niğde’deki yeni fabrikanın devreye girmesinin ardından GTC, yeni yatırımlarına hız verecek. Çiğdem Besen, “İleri hücre teknolojileri üzerinde çalışıyoruz ve ek yatırım yapacağız” diyor. Türkiye’de güneş enerjisi üzerine çalışan, araştırma yapan ve teknoloji üreten çok az sayıda yatırım bulunduğunu ve GTC olarak sürdürülebilirlik ve temiz enerji çalışmalarını merkeze alarak bu yönde ürünler geliştirmeye odaklanmayı sürdüreceklerini ifade eden Besen, “Hem şirket hem de ülke olarak küresel rekabette söz sahibi olabilmek için teknolojik olarak ileri düzeye ulaşmanız gerekiyor. Bu yönde ilerleyerek, bugün uluslararası emsallerimizden birçok alanda ileri noktaya geldik. Bu alanların başında dayanıklılık ve verimlilik unsurları geliyor. Ürünümüze ve teknolojimize öncelik veren İhaleler yoluyla desteklenmemizi talep ediyoruz” diyor.

Kaynak: Enerji Panorama-Sayı:89-Aralık 2020