32-BELEDİYELER, KENTSEL DÖNÜŞÜM VE GÜNEŞ ENERJİSİ

Birleşmiş Milletler’in 2018 yılında yayınladığı rapora göre şehirler, dünya nüfusunun yüzde 55’ine ev sahipliği yapmaktadır (BM, 2018). 2050 yılında bu oranın yüzde 68’e ulaşması beklenmektedir (BM, 2018). Yine Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından 2014 yılında hazırlanan rapor, son enerji kullanımına bağlı CO2 emisyonlarının yüzde 71-76’sının; küresel enerji tüketiminin ise yüzde 67-76’sının şehirlerde gerçekleştiğini ortaya koymuştur (IPCC, 2014b). Uluslararası Yenilenebilir Ajansı’nın 2016 yılında yayınlanan raporuna göre ise 2030 yılına gelindiğinde, şehirlerdeki enerji ihtiyacının, yüzde 35 artacağı öngörülmektedir (IRENA, 2016b). Artan enerji ihtiyacı ile beraber iklim değişikliği de şehirlerdeki yaşamı olumsuz yönde etkilemektedir. İklim değişikliğine bağlı yağış desenlerinin değişmesi, su seviyelerinin yükselmesi ve mevsimlerde meydana gelen kaymalar, özellikle geçim kaynakları tarıma dayalı olan şehirlerde, yerel ekonomi ve yaşam standartlarını zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda şehirlerde enerji ihtiyacının karşılanması ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik yerel düzeyde alınan kararlar ve önlemler de günden güne önem kazanmaktadır (van Staden, 2017, s.211). Enerji kullanımının yoğunlaştığı şehirlerde, iklim değişikliği ile mücadele politikaları eşliğinde alınacak kararlar, ulusal ve küresel düzeyde iklim değişikliği ile mücadele ve adaptasyon için gerekli görülmektedir (van Staden, 2017) . Bu aşamada gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede, yerel yönetimlerin etkin bir politika yürütebilmesi için ulusal düzeyde izin, yetki veren ve finansman desteği sağlayabilen çerçeve hedeflerinin geliştirilmesi üzerinde durulmaktadır (van Staden, 2017, s.214). Bunun sonucu olarak da kentler ve yerel otoriteler, küresel sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişikliğine dair çabaların büyük ölçüde belirleyicisi olmaktadırlar (IRENA, 2016b).

Enerji dönüşümü alanında yapılan birçok çalışmada, sürdürülebilir, düşük karbonlu ekonomiye geçişte yerel yönetimlerin kilit rolde olduğu belirtilmektedir (AP, 2018; IEA, 2016a; IRENA, 2016a). Yerel yönetimlerin, sürdürülebilir enerjiye geçişteki rolü, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 11. Maddesi olan “Sürdürülebilir Şehirler ve Yaşam Alanları” ile de yakından ilişkilidir (BMKP, 2018). Yine Paris Antlaşması da ulusal iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasında yerel yönetimlerin önemine vurgu yapmaktadır(BM, 2015). Benzer şekilde bu alana ilişkin yapılan birçok araştırma da yerel ölçeği, enerji maliyetlerinin düşürülmesi, enerji verimliliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji politikalarının uygulamaya Yerel Yönetim Politikalarında Yenilenebilir Enerji 419 konulması bakımından en uygun ölçek olarak görmektedir (Vidalenc, 2017).

Enerji dönüşümünün, fosil yakıt kaynaklı karbon-yoğun bir enerji sisteminden daha düşük karbonlu bir sisteme geçişi ile birlikte, yenilenebilir enerji türlerinden en az birinin yerel ölçek içerisinde verimli bir halde bulunması varsayımı; yerel yönetimler bakımından yenilenebilir enerji çalışmalarını uygulanabilir kılmaktadır. Bu bağlamda birden fazla yenilenebilir enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerde, yenilenebilir enerji karmaları oluşturulabilir. Bu kaynakların belirlenmesinde ise yerel yönetimlere büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir (van Staden, 2017, s.213). Bu alanda yerel yönetimler, enerjinin verimliliğinin artması ve yerel ölçekte enerji maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla, çok çeşitli yerel düzeyde kararlar ve önlemler almaktadırlar. Yerel yönetimler, yerelde alınacak olan bu aksiyonların doğrudan ya da dolaylı etkilerinin neler olacağını, bu aksiyonların ne şekilde finanse edileceğini, vatandaş, iş ve sanayi sektörleri için yaşam kalitesinin ne şekilde iyileştirileceğine, merkezi yönetimlere oranla daha fazla hakimdirler. Bu halde, paydaşların (vatandaşlar, kamu ve özel sektör ile sivil toplum örgütleri) katılımıyla yerelde alınacak aksiyonlar; yerel yönetimlerin için enerji dönüşümü sürecinde başarıya ulaşmak için kritik faktörlerdir.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/837829

Kentsel dönüşüm ve akıllı binalar
Ülkemizde riskli bölgeler için dönüşümlerin başlama süreci yaklaşık 15 yıl öncesine uzanmaktadır. Kentsel dönüşüm ile birlikte yeni yapılacak binalarda, teknolojinin gelişmesiyle binanın inşaat aşamasında Akıllı Ev Sistemi artık olmazsa olmazdır. Akıllı binalar aslında tasarlandıkları teknoloji ve uygulanma biçimlerinden dolayı akıllı olarak nitelendirilmektedir. Sertifika kriterlerinin de temel kapsamını oluşturan özellikler, bina sakinlerine en az maliyet verimliliği sağlamak için geliştirilmektedir. Akıllı bina sistemlerindeki fonksiyonlar, insan yaşamını kolaylaştıran, refah düzeyini artıran hizmetler sunmaktadır.
Enerji etkin akıllı binalarda, enerji verimliliğini artırmak binanın diğer fonksiyonlarını da etkilemektedir. Örneğin akıllı kabuk olarak nitelendirilen sistem, dış ortamdaki durumlara göre binanın ışık, iklim ve hava kalitesini ayarlayabilmektedir. Akıllı kabuk, doğal havalandırma, güneş kontrolü ve aydınlatma enerjisi maliyetlerini en aza indirmekte ve bina sakinlerine de konfor sağlamaktadır. Bu özelliklerin olmasını sağlayan ve gelecek nesillere de (sürdürülebilirlik) aktarılabilmesi için sertifikasyon kriterlerinde de değerlendirmeye alınan fonksiyonlar aşağıdaki gibidir:

-Sağlık
-Güvenlik
-Ulaşım
-Yönetim
-Su
-Atık
-Kirlilik
-Arazi kullanımı
-Enerji

Buradaki enerji kavramı oldukça geniş bir kapsamda değerlendirilebilir. Yenilebilir enerjiden tasarruf, enerji kaynaklarından teknoloji destekli uygulamalarla faydalanma gibi farklı amaçları bulunmaktadır. Ayrıca binadaki diğer sistemlerle entegre çalışması, sistem verimliliğine de imkân sunmaktadır. Örneğin, düşük enerjili aletlerle, CO2 salınımı, enerji etkin bina sistemleri ve enerji tasarruflu elektrikli-elektriksiz donanımlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla tasarım ve yapım aşamalarında yenilenebilir ve sürdürülebilir sistemler kurulmasına önem verilmektedir.