45-CORONA SONRASI GÜNEŞ ENERJİSİ ve YEŞİL DÜZEN

İlk olarak Çin’de ortaya çıkan ve Mart 2020’de tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 süreci, günlük hayatın yanında enerji sektöründe de derin bir krize sebep olmaktadır. Çin sadece tek başına global GDP’nin %26’sını üreten, 2019 yılı içerisindeki global enerji talebinin ise %24’ünü oluşturan önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya geneline bakıldığında Mart ayının ortalarından Nisan ayının sonuna kadar geçen sürede kısmen ya da tamamen karantina şartlarının uygulandığı ülkelerin toplam enerji tüketimindeki oranı %5’ten %52’ye çıkmıştır.

Pandeminin gelişmiş ekonomiler üzerindeki etkileri son derece yıkıcı olmaya devam ederken IMF tarafından açıklanan raporlar da son derece karamsar bir tablo çizmeye devam ediyor. Her yıl %3 ile %5 bandında artan global gayri safi yurt içi hasıla değeri (GDP), pandeminin etkisini kaybetmemesi durumunda büyük buhran ve ikinci dünya savaşında yaşanana benzer sert bir düşüşle karşılaşabilir.
Petrol ve fosil yakıtların kullanımının 2019’da pik yapmasının ardından 2020’de pandeminin de etkisiyle hızla düşüşe geçmiştir. Ancak yine de emisyonlarda planlanan düşüşün ardından hedeflenen karbon seviyesi ne yazık ki hedeflenen seviyelerde olmamaktadır. Pandeminin öne çıkardığı yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyaç ve fosil yakıtların düşüşünün verdiği sonuçlar iklim krizi hedeflerini daha da görünür kılmaktadır.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, Paris Anlaşması’nın hedefleri çerçevesinde küresel ısınmayı 2 ° C’nin altında tutmak, 1.5 derecelik hedefe sabitlemek için 2020’de karşımıza çıkan karbon emisyonu düşüşünü her yıl tekrarlamamız gerekmektedir.
2020’nin ilk yarısında yaşanan enerji sektöründeki ani düşüş, Covid-19 etkilerinin enerji sektöründe zarar ve bozulmaya değil aksine daha adil bir dönüşümün gerekliliğini ısrarla vurgulamaktadır.

Pandemi sürecinin gösterdiği bir başka sonuç: Paris Anlaşması hedeflerinin doğru politika ve siyasi seçimlerle, doğru teşviklerle adil enerji dönüşümünün dünya çapında yaşanabileneceğini göstermiştir.
Pandeminin hızlanması enerji geçişinin tüm dünya çapında zorunlu olduğunu tekrar göstermiştir. Pandemi sonucunda ortaya çıkan istihdam problemiyle birlikte hükümetlerin teşvik paketleri ve siyasi konumları hala belirsizliğini korumaktadır. Yapılan araştırmalara göre bu dönemde yapılan enerji sektörüne destek paketleri adil dönüşüm sürecini hızlandıracaktır.

Avrupa Birliği (AB) 11 Aralık 2019 tarihinde iklim değişikliği yükümlülüğü açısından çok önemli ve radikal bir adım atarak iklim değişikliği konusunda küresel anlamda “Avrupa Yeşil Düzeni” (European Green Deal-AYD) planı ile üye ülkeler coğrafyasında 2050 yılına kadar “karbon nötr” (sıfır emisyon) olmak için yol haritasını kamuoyu ile paylaşmıştır.
Paris Anlaşması uyarınca, AB, emisyonlarını 2030 yılına kadar 1990’lar seviyesinin %40 altına düşürmeyi taahhüt etmişken 2050 yılı için kesin bir hedef belirlememişti. AYD ise, 2030 hedefini yükselterek 1990 yılına göre %50-55 azaltma ve 2050 hedefini %100 azaltma taahhüdünde bulunmaktadır.

Ekonomik büyümeyi doğal kaynak kullanımından ayrıştırmayı ve AB’yi yeni bir sürdürülebilir büyüme yoluna sokmayı hedefleyen AYD planı, AB’nin yeni büyüme stratejisi olarak lanse edilmektedir. Plan 2050 yılına kadar üye ülkelerin karbon nötr olması için yol haritasını genel bir çerçeve içinde çizerken, bu hedefe ulaşmak için eylem planın içeriği konusunu 2020 yılı içinde tamamlamayı öngörmektedir. Mevcut yol haritası içerisinde, halihazırda alınan 2030 ve 2050 emisyon hedefleri haricinde, adil dönüşüm mekanizmasının oluşturulması ve 100 milyar euroluk adil geçiş fonunun (just transition fund) bu amaç için hazırlanması gibi somut kararlar yer almaktadır.

Avrupa Komisyonu, hedeflenen dönüşümün nasıl sağlanacağı konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. 2020 yılının başlarında alınmış olan siyasi kararları hukuki bir yükümlüğe dönüştürecek bir iklim yasası, ülkelerin Nationally Determined Contributions (NDC- Ulusal Katkı Beyanları) planlarının belirlenen yeşil düzen anlaşmasına göre hazırlanması, yine yeşil düzene uyarlanacak şekilde oluşturulacak yeni eylem planında daha önceden belirlenmiş olan yenilenebilir enerji, enerji verimliliği gibi hedeflerin yeniden belirlenmesi, Avrupa Emisyon Ticareti Sistemi olan EU ETS’ye dahil olacak yeni sektörlerin ve faaliyetlerin saptanması, yeni sanayi stratejisi ve döngüsel ekonomiye geçiş eylem planı, tarım politikasında tarladan sofraya stratejisi (farm to fork) ve karbon sınır düzenleme uygulaması gibi bir çok önemli ve tartışmalı konu AB’nin çalışma alanlarını kapsamaktadır.

Green New Deal, Avrupa Birliği’nin daha önceki enerji politikalarına göre sadece iklim değişikliği açısından yetinmeyip, biyolojik çeşitlilikten, atık ve hava kirliliğine kadar tüm çevre konularını önceleyip, döngüsel bir ekonomik model ile kirliliği azaltacak ve kaynakların verimli kullanımını artıracak eylemler içeren bir yol haritası sunmaktadır.2030 ve 2050 hedefi olarak bu seviyede bir azaltım ve dönüşüm programı sunan herhangi bir ülkenin ya da bloğun bulunmaması, iklimle mücadeleyi sadece kendi coğrafyasıyla sınırlı tutmayıp, aldığı yeni kararlarla konuyu küresel ölçekte bir eylem haline dönüştürme potansiyeli Avrupa Yeşil Düzen’in önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Avrupa Komisyonu, önümüzdeki yıldan itibaren altyapısı oluşturulacak böylesi bir dönüşümün 25 yıl gibi uzun dönemli bir strateji ile ancak karbon nötr bir Avrupa yaratılabileceğini belirtmektedir. Bu şekildeki bir köklü dönüşümün nasıl başarılacağı noktasında, AYD’deki içeriğe bakarak, şu üç unsurun önemli olacağı söylenmektedir: Planın adil dönüşüm ayağı, endüstriyel politika ayağı ve yatırım-finansman ayağı.

Avrupa Birliği dış ticaret ve uluslararası yatırım ve finansman politikalarında da büyük değişiklikleri öngörmektedir. Son olarak bu değişiklikler şu alt başlıklarla sıralanabilir;

1- Paris Anlaşması’nı onaylamayan ülkelerle yeni serbest ticaret anlaşmasının yapılmaması
2- Karbon sınır düzenleme mekanizması (carbon border adjustment mechanism)
3- Finansman sağlama
4- Standartlar ve eko-etiketleme

Avrupa Yeşil Düzeni, yeni dünya düzeninde iklim krizi ciddi bir sorun olarak görülüp, tüm dünyada dönüşüme yol açacak şekilde geliştiğinde başarılı olabilecektir.