31-AKILLI VE YEŞİL ŞEHİRLER

2007 yılında ilk defa dünya nüfusu ağırlığı kırsaldan şehirlere kaymış ve şehirlerdeki bu yoğunluk yıldan yıla artmaya devam etmiştir. 2050 itibariyle dünya nüfusunun üçte birinin şehirlerde yaşayacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla ülkeler özellikle büyük şehirlerininin altyapılarını, bu nüfus yoğunluğunu barındırabilecek şekilde gözden geçirmekte ve adapte etmektedir. ‘Şeylerin Interneti’nin ( internet of things) ve dijital altyapının gelişimi, birbiriyle konuşabilen altyapıları desteklemiş, bu anlamda şehirleri de akıllı hale getiren uygulamaların önünü açmıştır.

Akıllı şehirler dijital altyapılarla temellendiren akıllı enerji, akıllı şebeke, akıllı yönetim ve eğitim, akıllı binalar, akılllı ulaşım gibi uygulamaları kapsamaktadır. Bu uygulamalar birbirleriyle ne kadar entegreyse, şehir kaynakları yoğunlaşan nüfusa hizmet edecek şekilde o denli verimli kullanılmaktadır.

Akıllı şehirlerin temelinde bilgi ve iletişim teknolojileri bulunur. Enerji kullanımından şebekeye, akıllı binalara, sağlık uygulamalarına, altyapı uygulamalarına kadar ne kadar veri üretilip, kaydedilebiliyor ve ilgili parametrelerle işlenebiliyorsa şehir o denli tüm katmanlarıyla uyumlu bir şekilde yönetilebiliyor demektir. Bu noktada verinin önemi kritiktir. Tüm hayati kararlar sağlıklı veriler üzerine alınmakta ve şehre dair yeni planlamalar da bu veriler ışığında yapılmaktadır. Böylelikle şehirlerin kalabalıklaşma dolayısıyla oluşan etkin kaynak yönetimi gerekliliği daha kısa sürelerde, daha az maliyetli ve arzu edilen sonuçlara yönelik yerine getirilebilmektedir.

Avrupa Birliği kapsamındaki ülkelerin şehirlerinde, Londra ve Singapur’da akıllı şehir vizyonları ve planlamaları ortaya konmuş, başarılı uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu konuda önde gelen diğer şehirler arasında Amsterdam, Berlin, Kopenhag, Paris, Barcelona, Seul gibi şehirler bulunmaktadır.

Tüm akıllı şehir uygulamaları çevresel hedefleri önceliklendirmekte, şehirdeki hayat kalitesinin önemli bir parametresi olarak kullanmaktadır. Şehirlerin dünyadaki enerji tüketiminin %60’ı ile %80’inini yaptıkları bilinmektedir. Dolayısıyla enerji yönetimi her boyutuyla ele alınmakta ve buradaki tüketim çevreye olan zararı minimize edecek şekilde planlanmaktadır. Enerji üretim ve tüketimi şehrin ihtiyaçları çerçevesinde optimize ederek çift taraflı optimal bir denge yaratmak günümüz teknolojileriyle çok daha mümkün hale gelmiştir. Güneş enerjisi şebeke ölçeğinde kurulabilen bir teknoloji olmasının yanı sıra, evlerde çatılar üzerinde öztüketime yönelik olarak da planlanabilen bir teknoloji olarak şehir hayatına dahil olmuş, ürettiğin yerde tüket prensibiyle akıllı şehirdeki verimlilik prensibine tam uyum sağlamıştır. Şebekenin geleneksel tek taraflı yapısından çıkmasının, özellikle güneş enerjisinin başı çektiği dağıtık üretim kaynaklarının gelişmesinde önemli bir etkisi vardır.

Özellikle çatılara kurulu güneş enerjisi sistemlerinin yaygınlaşması, otonom yani kendi elektrik ihtiyacını gözetim altında tutup yönetebilen, farkındalığı yüksek bir kitlenin de artmasını sağlayacaktır. Elektrikli araçların artmasıyla, sadece konut bazlı değil şarj istasyonlarında da kurulumu yapılan güneş enerjisi sistemleri, elektriğin temiz kaynaklı kullanımı, fosil yakıtlara duyulan ihtiyacın azaltılması konusunda günümüz dünyasına önemli bir paradigma değişimi sunmuştur.

Bu konuda hayatımıza giren bir diğer örnek teknoloji uzaktan kontrol edilebilen ev otomasyon sistemleridir. Buna entegre olmuş bir güneş enerjisi kurulumu ev aletlerinin de uzaktan üretimin en fazla gerçekleştiği zamanlarda çalıştırılmasına, böylelikle nötral bir enerji kullanımına olanak vermektedir, dolayısıyla bu konuda otomasyonun olduğu meskenlerde enerji verimli kullanılmaktadır. Ucuzlayan maliyetleriyle enerji depolama da akıllı şehir altyapısını çok daha etkin hale getiren bir teknolojidir. Güneş enerjisi gibi temiz enerji kaynakları bu sayede üretimleri olmadığında da depolanabilecek, ihtiyaç halinde kullanılabilecektir.

Şehirlerin akıllı tasarımı, aynı zamanda hükümetlerin iklim değişikliğiyle mücadelede kullandıkları önemli bir yapı taşıdır. En yüksek enerji tüketimine sahip şehirlerde, gerek elektrik gerek ulaşım konusunda temiz enerji kaynakları çerçevesinde optimize edilen kullanım karbon salımının azaltımına önemli miktarda katkıda bulunmaktadır.

Dünyamızın 8 milyar ve daha çok şehirlerde yaşayan nüfusunun farkındalığının artması akıllı şehirlerle getirilen vizyona herşeyden daha çok katkıda bulunacaktır. Bu vizyonu benimseyen, talep eden ve adapte olanlarla uygulamalarda çeşitlilik sağlanacak, yayılacaktır. Akıllı şehirler vizyonuyla getirilen enerji verimliliği teknik bir konu olmaktan öte davranışsal bir husustur. Bu nedenle yerel yönetimlere şehrin her alanında yer bulan bina yönetimi, ulaşım gibi alanlarda teknik uygulamaları yapmaktan daha fazla bir görev düşmektedir. Getirilen sistemin sahiplenilmesi için yerel halkın bilinçlendirilmesi bunlardan biridir. Teknolojik ilerleme her ne kadar hayatlarımıza bir çok akıllı, insanoğlunu ileriye götürecek düzenleme getirse de, bireylerin de bu konunun öneminin farkına varması, elektriğin, suyun, ulaşımın en verimli şekilde kullanılmasına yönelik çabası kilit bir önemdedir.

Ülkemizde Akıllı Şehirlere yönelik politika adımları 2000’li yıllarından beri atılmaktadır. Buna yönelik ilk politika Ulusal Bilim ve Teknoloji Politikaları Strateji Belgesi’nde yer almış, yaşam kalitesini yükseltme hedefi çerçevesinde ulaştırma sistemlerini geliştirmek hedeflenmiştir. Sonrasında takip eden politika belgelerinde akıllı şehirlere yönelik diğer alanlar da kapsam altına alınmıştır. Son olarak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2020-2023 yılları arası döneme yönelik bir ‘Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı’ ortaya koymuştur. Bu strateji ve eylem planı Akıllı Şehir Yönetimi ve Akıllı Şehir Uygulamaları olmak üzere iki başlık halinde ele alınmıştır. Bu plan doğrultusunda etkin bir akıllı şehir ekosistemi oluşturmak hedeflenmektedir.