03-DÜNYADA GÜNEŞ ENERJİSİ

Güneş enerjisi teknolojisi yaygınlaştıkça ve maliyetleri düştükçe dünyada enerji kullanımında payı kaydadeğer bir şekilde artmaya devam ediyor. Güneş enerjisinden elektrik üretimi 2019’da da dinamik seyrini sürdürerek 133 TWh’lik bir artışla %22 seviyelerinde bir yükselme trendi izlemiş ve 720 TWh’e ulaşmıştır. Bu artışla yenilenebilir enerji kaynakları arasında hidroelektrik ve rüzgardan sonra üçüncü sıraya yerleşmiştir.

Şu an hidroelektrik ve rüzgardan sonra gelse de önümüzdeki yıllarda güneş enerjisinin hakim kaynak olacağına kesin gözüyle bakılmakta, Uluslararası Enerji Ajansı’nın ‘Sürdürülebilir Gelişim Senaryosu’na göre 2030 yılına kadar yıllık %15 artacağı, toplam üretimde 2019’da 720 TWh olan payını 3.300 TWh’e ulaştıracağı düşünülmektedir. 2019 yılı itibariyle güneş enerjisinin elektrik üretimindeki payı %3’e ulaşmış durumdadır. Çin’in maliyetlerde kesintiye gitmesi ve güneş enerjisinin daha sağlıklı entegrasyonu için şebekedeki sorunları çözmeye yönelmesi dolayısıyla bu artış 2018’e kıyasla daha düşük seviyede kalmıştır.

Yine de kapasite artışı, Avrupa Birliği, Hindistan ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından gelen eşit miktarda katkıyla dengelenmiştir. Öte yandan Güneydoğu Asya’da Vietnam’daki kapasite 0.1 GW’dan 5.4 GW’a çıkmıştır. Bu sayılı ülkelerin yanısıra Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu’dan gelen katkılarla 2019 yılında güneş enerjisindeki kapasite artışı 109 GW olmuştur. 2019’da İspanya, Almanya ve Hollanda 2019’da Avrupa Birliği’nde kaydadeğer artış sergileyen ülkeler olarak ön plana çıkmıştır. Yanısıra Latin Amerika’dan Brezilya da 2.1 GW kapasite artışı sağlamıştır.

Lider Ülkeler Toplam Kurulu Güç (2019) 2018-2019 Artış
Çin 205 GW %17
A.B.D. 76 GW %21
Japonya 63 GW %13
Almanya 49 GW %9
Hindistan 43 GW %37
İtalya 21 GW %3
Avustralya 15 GW %33
Birleşik Krallık 13 GW %2
Güney Kore 11 GW %39
İspanya 10 GW

Yukarıdaki rakamlardan anlaşılacağı üzere dünyada güneş enerjisi kurulu kapasitesinde başı çeken ve trendlere ağırlıklı olarak yön veren ülke Çin’dir. Çin düşük maliyetli işgücü ve baştan beri bu teknolojiyi sahiplenerek yaptıkları yatırımla güneş enerjisinin dünyadaki seyrine yön verdiğini hatta diğer ülkeleri kendine göre pozisyon alma durumunda bıraktığı söylenebilir. Dolayısıyla Çin’in teknoloji, teşvik sistemi gibi konulara yönelik attığı her adımın dalga dalga büyüyerek diğer ülkeleri etkilediğini söylemek çok mümkün.

Elektrik üretiminde sektörün seyrini değiştiren, 2000’li yılların başından bu yana beklentileri önemli ölçüde değiştiren bu geleceği de çok parlak yenilenebilir enerji kaynağının ne şekilde yerel politikalara detaylı bir şekilde entegre edileceği günümüzde ülkeler nezdinde önemli bir tartışma konusu. İklim değişikliği gibi hem doğal ve zorunlu, Yeşil Mutabakat gibi hem de ekonomik çerçeve programlarıyla teşvik edilen güneş enerjisinin ülkeler özelinde, ülkelere özel koşullarla politikalara entegre edilmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Ancak burada dikkati çeken bir konu, bu enerji kaynağının bu politikalar çerçevesinde olmasa bile fırsatını bulduğu ülkelerde kolayca ve hızla gelişebiliyor olması.

Bu anlamda güneş enerjisinin , son yıllarda sıkça kullanılan terimiyle ‘yıkıcı’ ( disruptive) teknolojilerden olduğunu söylemek çok mümkün. Çünkü enerji endüstrisinde oyunun kurallarının yeniden yazılmasında baş aktörlerden biri. Tüketicinin elektriğini kendi üretmesine olanak sağlayan, ‘üreten tüketici’ler kavramını da hayatımıza sokan güneş enerjisinin, esnek ve çeşitli ölçeklerde kullanıma sahip olmasıyla enerji sektöründeki büyük ölçekli yatırımların yanında hem mesken elektrik üretimi, hem de ticari ve endüstriyel elektrik üretimi konusunda yerinde üretim fırsatları yarattı. Bu doğrultuda güneş enerjisi diğer kaynaklara kıyasla en küçük ölçekten en büyüğe kadar gelişim gösteren bir son kullanıcı ayrımına tabii. Dünyada hem çatı hem arazi kurulumlarıyla ağırlıklı olarak gelişme gösteren güneş enerjisi, ilk defa elektrik üretimini bu denli yakınımıza taşınmasına vesile olan bir kaynak.

Son kullanıcı açısından bakacak olursak A.B.D., Almanya, Avustralya gibi ülkeler buna elverişli mevzuatları ve farklı iş modelleriyle mesken yani çatı uygulamalarında daha fazla başı çekmekte. Çatı uygulamalarını cazip kılan teşvikler ve iş modelleri sayesinde, bu tip ülkelerde dağıtık üretim biraz daha gelişmiş durumda. Bu konuda şebeke altyapısının da buna entegre olabilmesi, ve dijitale geçişinin ne kadar paralel yürütüldüğü de önemli bir konu olarak karşımıza çıkmakta.

Covid-19 gibi bir salgını tecrübe ettiğimiz 2020 yılı ise tedarik zincirinde yaşanan sıkıntılar, yapım aşamasında gecikmeler ve dünya ekonomisinin toplu olarak sarsılmasıyla bazı yatırım planlarının askıya alınmasından kaynaklı olarak 2019’dan fazla bir büyüme sergilemeyeceği düşünülmekte. Ancak yine de salgın koşullarına adapte olunmasıyla birlikte gelecek dönemde sektörün küresel çapta büyümesine devam edeceği beklenmekte. Yine de salgının zorladığı ekonomik koşullar, sektörün irili ufaklı pek çok oyuncudan oluşan yapısını daha konsolide bir yapıya doğru sürerek, 1-2 yıllık süre içinde birleşme ve satın almaların daha fazla gerçekleşebileceğinin işaretini vermekte.