38-HİDROJEN ENERJİSİ

11 Aralık 2019’da Avrupa Birliği(AB) Komisyonu tarafından yayımlanan Avrupa Yeşil Anlaşması, Avrupa’yı 2050 yılına kadar karbonsuzlaştırılmış bir kıta haline dönüştürmeyi planlamaktadır. Bu doğrultuda; üretim ve tüketim alışkanlıklarının değiştirilmek suretiyle oluşturulmuş bir büyüme stratejisi bu anlaşmanın en temel unsuru olarak değerlendirilmektedir.[1]

Yeşil Anlaşma ile gerek AB ve gerekse dünya için temiz ve döngüsel yeni bir ekonomik modele geçişin uluslararası adımlarının somutlaştırıldığını söyleyebiliriz. İklim krizinin en byük nedenlerinin; fosil yakıtlar, çarpık kentleşme, ormansızlaşma vb. Olduğu bilim adamları tarafından uzun süreden beri dile getirlimektedir. Bu krizi en azından yavaşlatabilme ve uzun vadede durdurabilmek için Kyoto Protokolü,Paris İklim Sözleşmesi ve Avrupa Yeşil Anlaşması gibi uluslararası anlaşmalar yapılmaktadır.[1]

Fosil yakıtlara karşı ciddi bir alternatif oluşturan yenilenebilir enerji kaynaklardan( Güneş, rüzgar, biyogaz vb.) elektrilk üretimi maliyetlerin de düşmesinin etkisiyle de artmaktadır. [1].
Son 20 yıla bakıldığında rüzgar enerjisi, yenilenebilir enerji kaynakları arasında önemli bir paya sahiptir. Özellikle son yılların teknolojileriyle deniz üstü rüzgar santralleri kurulumu yaygınaşmıştır. 90’lı yılların başlarında Danimarka’da ilk kurulduğundan bu yana deniz üstü rüzgar türbini endüstrisinde büyük ilerlemeler kaydedildi ve teknik kısıtlamalar gitgide azaldı. Son zamanlarda önemi hızla artan “Hidrojen Enerjisi” teknolijisinin deniz üstü rüzgar santrallerinde kullanılması hedeflenmektedir. Tememl olarak, değişik yöntemlerle suyun hidrojene ve oksijene ayrıştırılması ile oluşturulan gazlar toplanır, depolanır ve çeşitli yöntemlerle kullanım alanlarına nakledilir. Açığa çıkan oksijen ise genelde kulanım alanına hidrojen ile birlikte nakledildiği gibi atmosfere bırakılıp, hava kirliliğinin giderilmesi, kirlenmiş göllerin, nehirlerin ve şehir atıklarının temizlenmesi gibi doğa temziliğine yardımcı olur. [1] Elektroliz işlemi sonrasında hidrojen yakıt olarak depolanabilecek. Böylece hidrojen, mevcut gaz boru hatları, gemiler ve depolama tankerlerleri ile taşınabilecek. Hidrojenin depolanmasının bir diğer avantajı ise, üretilen elektriğin şebekeye verilebilecek ihtiyaçtan fazla olması durumunda üretimin durdurulması yerine depolanabilecek olmasıdır. Bir diğer deyişle yüzer yeşil hidrojen santralleri, elektrik şebekesinden tamamen bağımsız olacağı için üretim artarken maliyetler azalacaktır.[2] Eğer politik iradeler, karar vericiler bu konuda tüm gelişmelere ve değişimlere açık olursa 21. Yüzyılın ortasına kalmadan hidrojen enerjisi fosil yakıt sitemlerinin yerini almaya aday görünmektedir.[1]

WindEurope projeksiyonlarına göre, rüzgar enerjisinden hidrojen üretilmesi teknolojisi ile; 2020 yılı itibariyle 77.000 çalışana istihdam sağlayan denizüstü rüzgar sektörü, hükümetlerin 2030 yılına kadar planlarını gerçekleştirebilmeleri durumunda 200.000 çalışana yükselmesi bekleniyor.

Kaynak:
[1] Av. Arsin Demir/Enerji Hukuku Araştırma Enstitüsü
[2]https://www.offshorewind.biz/2020/02/25/the-next-chapter-of-offshore-wind-energy-w2h2-wind-to-hydrogen/ son erişim: 03.12.2020